TR-Dizin İndeksli Yayınlar Koleksiyonu
Permanent URI for this collectionhttps://hdl.handle.net/20.500.12573/396
Browse
445 results
Search Results
Article Using Artificial Intelligence in University Libraries: Experiences and Challenges(2026) Helvacıoğlu, Ece; Şenoğlu, Aysel; Cuhadar, Sami; Mert, Selma; Gezer, CagatayThe Artificial Intelligence Research Group of the Anadolu University Libraries Consortium conducted a study involving 111 directors from university libraries in Turkey. Question 7 of the survey aimed to determine which AI technologies are used in university libraries. Based on the responses, the study population comprised 11 university libraries that used 6 or more AI tools. The study aimed to identify the fundamental problems encountered by university libraries when using AI tools and applications, understand the experiences of the directors involved, and propose solutions. Semi-structured interviews revealed a need for guidance on issues such as individual versus institutional subscriptions, communication, payment methods, user data privacy, the lack of qualified personnel, technical infrastructure, and the quality of accessible information. Furthermore, the study proposed solutions to address the challenges libraries face in using AI technologies more effectively.Article Rock-Cut Vernacular Architecture in Northeastern Kayseri: Architectural Characteristics and Conservation Challenges(2026) Timur, Bahar Elagöz; Kevseroğlu, ÖzlemThe rock-cut heritage of the Kayseri Valleys represents a distinctive vernacular tradition shaped by technological skill, social practices, and environmental adaptation. These systems, evolving from carved spaces to masonry and then reinforced concrete, represent both tangible and intangible heritage, connecting past construction knowledge with community identity and collective memory while adding to the valleys’ unique cultural landscapes. This study examines the relationship between rock-cut construction techniques and the topographic context of the Koramaz and Gesi Valleys. Using archival research, field surveys, and systematic documentation, it records settlement forms, underground cities, hillside shelters, dovecotes, and related production areas, along with their connections to daily life and agricultural activities. Through on-site observations, spatial measurements, and photographs, the research shows how these features are spread across mound, slope, and basin settlements, illustrating the link between geological conditions and architectural practices. The analysis emphasizes how these spaces were organized, adapted, and combined over time, demonstrating the deep relationship between geology, settlement, and material culture. The findings highlight major conservation challenges, including abandonment due to demographic changes, functional shifts driven by modern needs, material decay from neglect, the loss of craftsmanship, and unregulated interventions that threaten structural integrity. Additionally, the near extinction of rock-cut building as a living practice endangers the continuity of related knowledge systems. Focusing on both their tangible and intangible aspects, the study advocates for conservation strategies based on socio-cultural continuity, community involvement, and sensitive adaptive reuse. This comprehensive approach is crucial to preserving the Kayseri Valleys as dynamic cultural landscapes while maintaining their relevance for future generations.Other Toplumsal İnşacı Yaklaşım ve Avrupa Bütünleşmesinin Açıklanmasına Katkılar(2015) Büyüktanır, DeryaSocial constructivist approach attained an important place within international relations discipline after 1980 s. Constructivism focuses on social ontological elements such as inter-subjective meaning, norms, rules, institutions, discourse and communicative action. By this way it prevents these constructivist qualifications to be degraded to epistemological matter and also constitutes a starting point for the researches carried out on the European integration. Because, analyzing interaction between the subjects and social impacts shall assist to find the answers of the questions how and why European integration came to the current situation, to a great extent. Explaining this process within the scope of social constructivist approach rather than the integration theory shall provide to take many issues into consideration without getting far from the rational point of view.Research Project Yapısal Sağlık İzleme İçin Kablosuz Pasif Elektromanyetik Algılayıcı Sistemlerinin Tasarlanması ve Geliştirilmesi(2015) Ertürk, Vakur Behçet; Temel, Özlem; Yalçın, Ruhi Deniz; Ghassemıparrın, Behnam; Özbey, Burak; Demir, Hilmi Volkan; Göktaş, PolatResearch Project Tesis Yeri Seçim Problemleri İçin Akış Tabanlı Modellerin ve Çözüm Metodolojilerinin Geliştirilmesi(2017) Gören, Selçuk; Kara, Bahar Yetiş; Akgün, İbrahimTesis yeri seçim problemleri, yoğun olarak akademik çalışmaların yürütüldüğü alanlardan biridir. Ancak, bazı araştırmacılar tarafından, tesis yeri seçim modellerinin gerçek hayat uygulamalarını temsil etme ve çözmedeki yeterliliği uzun süredir sorgulanmakta ve yeni modellerin geliştirilmesine ihtiyaç olduğu ifade edilmektedir. Literatürdeki modellerin büyük bir çoğunluğu, modellerin gerçek hayattaki uygulama alanlarını sınırlandıran belirli varsayımlara dayanmaktadır. Bu varsayımların en önemlilerinden biri, modellerde girdi olarak kullanılan serim ve veri yapısıyla ilgilidir. Literatürdeki modeller, düğümler arası mesafe matrisinde en kısa yol uzunluklarının kullanıldığı tam serim (complete network) yapısı üzerine kuruludur. Modellerde tam serim yapısının kullanılması, gerçek hayattaki serimlerin (örneğin, demiryolları ya da karayolları) tam serim yapısında olmasından ziyade, araştırmacıların bazen doğrudan bazen de dolaylı olarak kabul ettiği bir varsayıma dayanmaktadır. Araştırmacılar, gerçek hayat serimlerine en kısa yol algoritmalarının uygulanması suretiyle, düğümler arasında en kısa yolların kullanıldığı bir tam serim yapısının oluşturulduğunu varsaymaktadır. Diğer bir ifadeyle, modellerde girdi olarak kullanılan serim yapısı, düğümler arası mesafelerin üçgen eşitsizliğini sağladığı tam serimdir. Bu yaklaşım genel olarak kabul görmekle beraber, gerçek serim ve veri yapısının modellerde doğrudan girdi olarak kullanılmaması, modelleme ve çözüm açısından bazı dezavantajlara sebep olmaktadır. Daha da önemlisi, gerçek hayatta en kısa yolların tercih edilmediği veya üçgen eşitsizliğinin sağlanmadığı birçok durum vardır. Söz konusu tespitlerden hareketle, literatürdeki yaklaşımlardan tamamen farklı olarak, tam olmayan gerçek serim yapısının modellerde doğrudan girdi olarak kullanıldığı tesis yeri seçim problemleri tanımlanmıştır. Projede, tesis yeri seçiminde klasikler arasında kabul edilmeleri ve diğer tesis yeri seçim modellerinin temelini oluşturmaları nedeniyle, p-ortanca ve p-hub ortanca problemleri ele alınmıştır. Bu problemlerin, ayrıt/düğüm kapasiteli, kapasitesiz, tek ve çoklu atama ile farklı topolojilere izin veren versiyonları için modeller ve çözüm yöntemleri geliştirilmiştir. Geliştirilen modeller, hem gerçek serim yapısı, hem de (üçgen eşitsizliğini sağlamayan dahil) tam serim yapısı ile doğru sonuçlar vermektedir. Geliştirilen formülasyonlarda, daha çok tesis-talep noktası atama kararlarına dayanan literatürdeki modellerin aksine, ayrıt tabanlı akışlar esas alınmıştır. Modellerin çözümü için, Benders Ayrıştırma ve Lagrange gevşetme algoritmaları geliştirilmiştir. Modellerin ve geliştirilen algoritmaların performansları, çeşitli problemler kullanılarak test edilmiştir.Research Project Proje Yönetimi Kapsamında Serim Kesme/Önleme Modellerinin ve Çözüm Yöntemlerinin Geliştirilmesi(2017) Akgün, İbrahimSerim/Şebeke Kesme/Önleme (Problemi (SKP)'nde, serim kullanıcısı ve önleyici olmak üzere birbiri hakkında yeterli bilgiye sahip iki rakip bulunmaktadır. Serim kullanıcısı, işlettiği serimi optimal şekilde kullanmak isterken; önleyici, serim kullanıcısının serimi etkin şekilde kullanmasını elindeki kısıtlı kaynaklarla önlemeye çalışır. SKP?nin, uyuşturucu trafiğini engellemek için timlerin konuşlandırılacağı yerlerin tespit edilmesinden hava füze savunması için antibalistik füzelerin yerlerinin seçilmesine, bir şehrin elektrik şebekesindeki kritik noktaların bulunmasından bir hastalığın yayılmasını engellemek için alınması gereken tedbirlere kadar çok farklı yelpazede uygulamaları mevcuttur. Diğer yandan, ortaya çıkan iki seviyeli matematiksel modellerin çözümü zordur ve özel yöntemlerin geliştirilmesini gerektirmektedir. Bu nedenlerle, SKP birçok araştırmacının ilgi odağı haline gelmiş ve bu durum çalışmamızın da motivasyon kaynağı olmuştur. Bu projede, SKP, özel olarak proje yönetimi kapsamında ele alınmıştır. Literatürde, proje şebekelerinde SKP?nin uygulanmasına ilişkin sadece iki çalışma bulunmaktadır. Her iki çalışmada, temel ve hızlandırılmış CPM modelleri esas alınmıştır. Proje şebekelerinin çok farklı türleri olduğu ve çok geniş bir yelpazede uygulama alanının olması hususları birlikte değerlendirildiğinde, literatürde çok önemli bir boşluk olduğu görülmektedir. Bu çalışmanın amacı da, söz konusu tespitten hareketle, proje şebekelerinde önleme konusuna sistematik ve bütüncül bir yaklaşım geliştirmektir. Bu bağlamda, modelleme açısından birbirinden farklılıklar arz eden proje şebekeleri için önleme modelleri ve çözüm yöntemleri geliştirilmiştir. Çalışmada, temel ve hızlandırılmış CPM, zaman/maliyet takas problemi kapsamında CPM, yenilenebilir kaynak durumunda CPM ve PERT tabanlı proje şebekeleri ele alınmıştır. Anılan problemler için, ilk olarak iki seviyeli (maks-min) önleme modelleri geliştirilmiştir. Müteakiben, iki seviyeli modellerin bazıları, dualite özelliğinden istifade edilerek, optimizasyon programları ile çözülebilecek tek seviyeli hale getirilmiştir. Dualite özelliğinin kullanılamadığı problemler için, ayrıştırma algoritmaları geliştirilmiştir. Modeller ve ayrıştırma algoritmaların performansları, çeşitli problemler kullanılarak test edilmiştir.Research Project Proses Kontrol Sistemleri İçin Kayan Kipli Kontrol Geliştirilmesi ve FPGA-Temelli Pratik Uygulanması(2016) Ablay, Günyaz; Eroğlu, YakupDayanıklı ve etkin proses kontrol sistemleri proseslerin çalışma güvenliğini ve güvenirliğini sağlamak için endüstride en çok istenen kontrol sistemleridir. Mevcut proses kontrol yaklaşımları büyük çoğunlukla PID kontrol ve ampirik proses modelleri temellidir. Böyle klasik yaklaşımlar proses dinamiğindeki nonlineerlikler, bozucular ve parametre değişikliklerinin varlığında dayanıklılık ve performans sorunlarına neden olabilmektedir. Örneğin, Amerika Birleşik Devletleri?nde proses kontrol sistemlerinin üstesinden gelemediği anormal durumlar, yaklaşık 10 milyar dolarlık yıllık gelir kaybına neden olmaktadır. Bunun temel sebebi, klasik kontrol yaklaşımlarıyla kontrol sistemlerinin dayanıklılık sorunlarının çözülememesidir. Çünkü klasik metotlar dayanıklı olmayan yaklaşımlardır ve proseslerin iç dinamikleri ile ilgili bilgilerden yeterince faydalanamamaktadırlar. Ayrıca, kontrol yapılarındaki çok çeşitlilik ve oldukça genel akort metotlarının kullanılması proses kontrol sistemlerinin performansını düşürmektedir. Bu projede hem ayrıntılı durum-uzay modeli ile tanımlanan hem de indirgenmiş-mertebeli modeller (giriş?çıkış modelleri) ile tanımlanan prosesler için kayan kipli kontrol (KKK) metotları geliştirilmiştir. Geliştirilen KKK metotları endüstride oldukça yaygın bir şekilde kullanılan PID kontrolörler ile performans yönünden karşılaştırmalı olarak verilmiştir. Önerilen kontrol metotları, belirsizliklerin varlığında prosesin kararlılığını artırmakta ve optimuma yakın performans verebilmektedir. Geliştirilen metotların etkinliği nümerik simülasyonlar ve deneysel çalışmalar ile gösterilmiştir. Deneysel çalışmalarda DC servo sürücülü konveyör sistemi ve manyetik levitasyon sisteminin dayanıklı kontrolü yapıldı. Manyetik levitasyon teknolojisi temassız ve sürtünmesiz hareketi mümkün kıldığından özellikle yüksek hızlı trenler ve yüksek doğruluk ile çalışması gereken sistemlerde tercih edilir. Ancak sistemin doğal yapısı kararsızdır, nonlineer bir dinamiğe sahiptir ve zamanla değişen endüktans değerine sahiptir. Bu nedenle, bu projede kapsamında geliştirilen dayanıklı KKK metotları manyetik levitasyon sistemine uygulanmış ve oldukça iyi sonuçlar alındığı gösterilmiştir.Research Project PNO Donör Atomları İçeren Kiral Kuinazolinon Ligandları ve Geçiş Metal Komplekslerinin Sentezi: Katalitik Enantioseçici Hidrojenasyon ve Hidroformilasyon Reaksiyonlarında Uygulanması(2012) Gök, Halil Zeki; Keleş, Mustafa; Yılmaz, Mustafa Kemal; Ulukanlı, Sabri; Serindağ, OsmanResearch Project MRD Biyoçip: Minimal Rezidüel Hastalığın Güvenilir ve Basit Bir Yolla İzlenmesi(2019) Akar, Ünal; Karakukcu, Musa; Deniz, Gunnur; Kupesiz, Osman Alphan; Cinar, Suzan; Yilmaz, Bulent; Kaya, ZuhreTürkiye Halk Sağlığı Kurumu verilerine göre Türkiye?de çocukluk çağında en sık görülen kanser türü lösemidir ve lösemi türleri arasında Akut Lenfoid Lösemi (ALL) 15 yaş altındaki çocuklarda gözlenen lösemilerin %80?inini oluşturur. Lösemiden korunmanın kesin bir yöntemi şu an için bilinmemektedir ve lösemi hastalarına uygulanan kemoterapi (ilaç tedavisi), radyoterapi, kemik iliği nakli ve immünoterapi gibi farklı tedaviler mevcuttur. Akut lenfoblastik lösemi hastalarının tedavi sürecinde uygulanan kemoterapi her hastaya aynı şekilde etki etmemekte; bazı hastalar tedaviye yanıt verirken bazı hastalarda lösemik hücreler (blastlar) kemoterapiye direnç göstermektedir. Sonuçta tedaviden kaçan bu lösemik blastlar hastalık tekrarlarına (relapslara) neden olabilmektedirler. Tedavinin 15. gününde incelenen minimal rezidüel (kalıntı) hastalık (minimal residuel disease, MRD) akut lösemi hastalarında sağ kalımın en önemli göstergesi olup uluslararası tedavi protokollerinde standart olarak kullanılmaktadır. Bu protokollere göre MRD pozitif tespit edilir ise kemoterapi tedavisi daha da yoğunlaştırılmaktadır. MRD ölçümü günümüzde akım sitometrisi (flow cytometry FC) ve polimeraz zincir reaksiyonu (PCR) ile yapılabilmektedir. Her iki yöntemde de sonuç almak uzun vakit almakta, her iki yöntemin de maliyeti yüksek olup, sadece uzman kullanıcılar tarafından akredite olmuş referans laboratuvar ortamlarında gerçekleştirilebilmektedir. Alt yapı yetersizliği ve yüksek maliyetlerden dolayı tedavi edilen ALL hastalarının çoğunluğunda MRD tespiti mümkün olamamaktadır. Oysa kemoterapi gören hastalarda, relapslara neden olan hücreler için MRD taraması ile, tedavinin seyri değişebilecek, her hastaya uygun ilaç dozajı ayarlanabilecek ve ileri dönemde relapslar azaltılabilecektir. Günümüzde MRD testi için kullanılan laboratuvar yöntemleri kadar hassas, fakat maliyeti daha düşük biyosensör cihazların geliştirilmesi lösemi tedavisinde çığır açacak potansiyele sahiptir. Mikro/nano teknoloji tabanlı biyoçipler üreterek alternatif bir metot geliştirerek, hastaların tedavi sürecini iyileştirmek, hekimlere büyük kolaylık sağlamak, ülkemize katma değeri yüksek bir ürün kazandırmak mümkündür. Geliştirilmek istenen biyoçip ile B öncül ALL hastalarındaki kanserli hücrelerin kemoterapi sürecindeki durumları ve tedaviye gösterdikleri yanıt izlenebilecek, bu da hastalara en uygun ilaç dozajının ayarlanarak kişiye özel tedavi uygulanmasını mümkün kılabilecektir.Research Project Measurements Obtained in the Project, and the Parameters Controlling the Reaction Rates in the Model Were Estimated. Nitrification Rates According to the Estimations Were Cpmpared with the Results of Nitrification Rates Obtained by Isotopic Measurements. This Comparison Showed the Potential of Using Modeling System and Parameter Estimation as an Alternative Approach to the Hard Isotope Measurements for Estimating Reaction Rates. One-Year Long Observations, Isotope Methods Used and Modeling Approach Have Made Significant Contributions to Scientific Knowledge in the Region. Bacterial Community Structure Have Been Revealed by Culture-Independent Method for the First Time in the Coasts of Turkey. In Addition, Isotope Methods and Metatranscriptom Study Showed That Nitrogen Fixation Is Not a Dominant Process in the Region. And a Biogeochemical Modeling System Has Been Successfully Adapted to the Region.(2018) Gökçe, Murat; Uzal, Niğmet; Ates, Nuray; Koyuncu, İsmail; Chen, YoungshengFosil yakıtlara bagımlılıgın azalması için alternatif yenilenebilir ve temiz enerji kaynaklarının bulunmasına yönelik arastırmalar gün geçtikçe artmakta ve önem kazanmaktadır. Son yıllarda oldukça ilgi çeken tuzluluk gradyanı esaslı ozmotik enerji? veya mavi enerji? olarak da bilinen enerji kaynagı, artan enerji ihtiyacını karsılamada farklı bir yenilenebilir kaynak olarak ortaya çıkmıstır. Ülkemizdeki tuzluluk gradyanı esaslı enerji potansiyelinin degerlendirilmesine yönelik ilk çalısma niteligine olan bu projede öncelikle Devlet Su Islerinden (DSI) elde edilen nehir debi ve tuzluluk degerleri esas alınarak teorik enerji potansiyeli hesaplamaları gerçeklestirilmistir. Teorik hesaplamalar tamamlandıktan sonra, enerji potansiyelinin deneysel olarak belirlenmesi için sentetik ve gerçek su örnekleri kullanılarak basınç geciktirmeli ozmos (PRO) prosesinde deneysel çalısmalar gerçeklestirilmistir. Bu amaçla dört farklı (BW30-LE, SW30-HR, AG, AC) ticari ince film kompozit (TFC) ters osmos membran 3-(3,4-Dihydroxyphenyl)-L-alanine (L-DOPA) ve LDOPA ile birlikte nanomalzemeler (MWCNT, TiO2, SiO2, Al2O3) kullanılarak modifiye edilmis ve PRO sisteminde isletilerek enerji üretim performansı lab-ölçekli deneyler ile belirlenmistir. TFC yapıdaki RO membranların modifikasyonu sonrası aktif yüzeylerinde meydana gelen yapısal degisiklerin belirlenmesinde SEM, FTIR, temas açısı, ve AFM analizleri gerçeklestirilmistir. Deney sonuçları ısıgında L-DOPA ile birlikte %1wt TiO2 nanomalzeme ile modifiye edilmis BW30-LEmembranı 1.61 W/ m2 en yüksek PRO güç üretim potansiyelini göstermistir. Gerçek su örnekleri ile gerçeklestirilen PRO deneylerinde Akdeniz, Karadeniz, Marmara ve Ege Denizlerinden deniz suyu ve bu denizlere dökülen Seyhan, Ceyhan, Büyük Menderes, Gediz, Susurluk, Kızılırmak ve Yesilırmak nehirlerinin karıstıgı noktalardan örnekler alınarak ülkemizde tuzluluk gradyanı esaslı bu enerjiye iliskin potansiyel belirlenmistir. Geçek su numunelerinde en yüksek enerji üretim performansı 56,8 mS/cm iletkenlige sahip Akdeniz ile 586 μS/cm iletkenlige sahip Ceyhan ve Seyhan nehrinin PRO prosesi uygulamasından 5 ve 10 barda sırasıyla 0,47 ve 0,68 W/m2 olarak bulunmustur.
