Yüksek Lisans Tezleri

Permanent URI for this collectionhttps://hdl.handle.net/20.500.12573/5799

Browse

Search Results

Now showing 1 - 4 of 4
  • Master Thesis
    Cisplatin Temelli Nefrotoksisite Karşıtı Böbrek Hedefli Bir Nanotaşıyıcı Formülasyonu Geliştirilmesi
    (Abdullah Gül Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, 2019) Çakır, Şerife; Aydın, Erkin
    Kitosan doğal bir polimer olup diğer sentetik polimerlere oranla vücutta daha az toksik etki göstermektedir. İyonik jelasyon metodu ile üretilen kitosan sodyum tripolifosfat (TPP) nanopartiküllerin böbrek ve beyin dokusu gibi insan vücut dokuları için iyi bir ilaç salınım araçları olduğu bilinmektedir. Bu çalışmada bir anti-kanser ilacı olan cisplatinin böbreklere oluşturduğu nefrotoksisiteyi gidermek için, gen susturucu siRNA'larla yüklü kitozan-TPP nanoparçacıkları kullanılmıştır. In vitro çalışmalar human kidney cell line olan Hek293 hücrelerinde denenmiş olup nanoparçacıkların hücreye girişleri ise floresan mikroskobu ve flow sitometri ile doğrulanmıştır. MTT ve XTT sonuçlarına göre nanoparçacıkların toksik etkisi düşük bulunmuştur. In vivo çalışmalara bakıldığında ise, balb-c tip 6-8 haftalık farelere siRNA yüklü nanoparçacık enjeksiyonu yapılmıştır. Sisplatin ile muamele edilmiş fareler kontrol ve siRNA-yüklü kitosan nanopartiküller grubu olarak hayvan grupları kullanılmıştır. Sisplatin enjeksiyonlarından sonra, siRNA-nanopartükül verilmesinden sonra farelerdeki kreatinin ve BUN seviyeleri değişimi incelendi. GAPDH bir kontrol geni olup PKC, P53, OCT1, OCT2 ve GGT genleri böbrek proximal tübül hücrelerinde önemli rollere sahiptir. Bu çalışmada bu genlerin mRNA seviyelerine de kantitatif PCR ile bakılmıştır. Enjeksiyonun ilk günlerinde siRNA'lar azalmış iken devam eden günlerde bu etki kaybolmuştur. Böylelikle her siRNA'nın susturma potansiyeli değişkenlik göstermektedir. Fakat bu değişkenlik çalışmada anlamlı bir değişim göstermektedir.
  • Master Thesis
    THE ROLE OF CERAMIDE METABOLISM IN APOPTOSIS TRIGGERED BY RESVERATROL AND THE THERAPEUTIC POTENTIAL OF RESVERATROL IN PH+ ACUTE LYMPHOBLASTIC LEUKEMIA
    (Abdullah Gül Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, 2019) Oğuz, Osman; Adan, Aysun
    The mechanisms underlying the growth inhibitory effect of resveratrol on Ph + ALL cells were investigated with regard to targeting of ceramide metabolism and changes in BCR-ABL expression. Growth inhibition and apoptotic effects of resveratrol, SK inhibitor (SKI II), GCS inhibitor (PDMP), SPT inhibitor (myriocin) and resveratrol-inhibitor combinations were investigated by MTT cell proliferation test, Annexin-V/PI staining, caspase-3, PARP expression and cytochrome c release by western blot, while cytostatic effect was investigated by flow cytometry. The effect of resveratrol, inhibitors and combinations on BCR-ABL protein expression was determined by western blot. The effect of resveratrol on SPT, SK-1/2, GCS protein expression was determined by western blot. In both cell lines resveratrol and resveratrol with SKI II and PDMP suppressed cell growth, triggered apoptosis and arrested the cell cycle at S phase. Resveratrol: myriocin combination showed cell-specific effects on cell growth and cell cycle, but triggered apoptosis in both cells. Resveratrol and combinations generally increased cytochrome-c release, caspase-3 cleavage and PARP cleavage, but cell-specific changes were also detected. Resveratrol decreased the expression of SK-1 / SK2 and GCS in both cells and increased SPT expression. While resveratrol, SKI II and PDMP decreased BCR-ABL expression and myriocin increased BCR-ABL expression. Resveratrol: SKI II and resveratrol: PDMP caused increases in BCR-ABL, while resveratrol: myriocin reduced BCR-ABL expression. As a result, resveratrol suppressed cell growth and triggered apoptosis on Ph + ALL by regulating ceramide metabolism and BCR-ABL expression.
  • Master Thesis
    Küçük Çaplı Damarlar için Biyomimetik bir Uygulama: Aljinat ve Polikapralakton'dan Oluşan Çift Katmanlı Damar Grefti
    (Abdullah Gül Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, 2019) Gürdap, Seda; İşoğlu, Sevil Dinçer
    Kardiyovasküler hastalıklar halen dünya genelindeki hastalıkların ve ölümlerin önde gelen nedenlerinden biridir. Kalp damar hastalıklarının en tipik semptomu damar tıkanıklığıdır. Tedavide anjiyoplasti, stent kullanımı ve baypas grefti gibi birçok yöntem mevcuttur. Sentetik greftler geniş çaplı damarların baypasında başarılı bir şekilde kullanılmalarına rağmen, küçük çaplı damarlar için kullanımda erken dönemde tromboz oluşturdukları için başarısız olmaktadırlar. Doku mühendisliği, doğal damarın yapısal mekaniksel özelliklerini taklit etme ve hücre büyümesine olanak vermesinden dolayı kardiyovasküler hastalıklar için ümit verici bir tedavi yöntemidir. Bu çalışmada sıcaklıkla indüklenmiş faz ayrımı ve elektro eğirme fabrikasyon yöntemlerinin beraber kullanımı ile çift katmanlı vasküler doku iskelesinin üretimi hedeflenmiştir. Başlangıçta, yaklaşık olarak 100 μm por çapı ile iç katman olarak porlu aljinat tabakası üretilmiştir. Bu özellikleri ile porlu aljinat tabakası endotel hücre yapışmasına ve çoğalmasına olanak sağlamıştır. Daha sonra, vasküler doku iskelesinin dayanımını artırmak için aljinat iç tabaka, elektro-eğrilmiş polikaprolakton ile kaplanmıştır. Çift katmanlı vasküler doku iskelesinin 2.45 MPa elastik modülü ve 0,18 MPa patlama basıncı ile doğal damarın mekanik özelliklerini taklit edebileceği mekanik test ile gösterilmiştir. Ayrıca pıhtılaşma önleyici özelliği olan heparin doku iskelesine kimyasal olarak bağlanmıştır ve bu şekilde heparinin salım süresi uzatılmıştır. Bununla birlikte çapraz bağlanmış doku iskelesi 6 haftada gösterdiği yaklaşık %21'lik kütle kaybı ile uygun bir degradasyon profili sergilemiştir. Bu degradasyon miktarının, bozunma ile eş zamanlı olarak, doku iskelesine hücrelerin yapışması ile yeni oluşumuna olanak vereceği düşünülmektedir. Tüm bu sonuçlara göre, biyomimetik yaklaşımla hazırlanan malzemelerin sentetik damar grefti olarak kullanım potansiyeli oldukça yüksektir.
  • Master Thesis
    Kolanjiyokarsinoma Proliferasyonunun Otofaji ve Hedgehog Sinyal Yolaklarının İnhibisyonu ile Azaltılması
    (Abdullah Gül Üniversitesi, 2019) AKTAŞ, NİHAN; Aktaş, Nihan; Khatıb, Mona El
    Cholangiocarcinoma (CCA) is the second most common liver cancer type. The median survival rate of CCA patients is really low. Aberrant signaling pathways such as PI3K/AKT/mTOR pathway could be main drivers in CCA pathogenesis. Hedgehog (Hh) pathway is also dysregulated in several carcinomas including CCA. It regulates and crosstalks with autophagy, which is a lysosomal degradation process. There is no study showing the crosstalk between Hh pathway and autophagy in the context of CCA. Since both autophagy and Hh pathways are dysregulated in CCA, better understanding of how they crosstalk with each other and contribute to CCA pathogenesis is important. Considering this crosstalk between Hh pathway and autophagy, we conducted a combination treatment comprising Hh and autophagy pathway inhibitors in EGI-1 and TFK-1 CCA cell lines. In our study, we firstly checked anti-proliferative effects of Hh pathway inhibitor, GANT61, and different autophagy blockers using MTT and Annexin V assay and cell cycle analysis. After determination of IC30 of GANT61 (15 uM), chloroquine (25 uM for TFK-1 and 50 uM for EGI-1), and nocodazole (0.2 uM for EGI-1 and 0.4 uM for TFK-1), we conducted combination experiments. When we inhibit Hh pathway with targeting different steps of autophagy, we observed that proliferation of both EGI-1 and TFK-1 cells decreased compared to single treatments. After that, we checked the expression of autophagy-related LC3B protein and Akt, a negative regulator of autophagy, using western blotting after single treatments and combinational treatments. Based on the change in LC3B and Akt expression, we also concluded that, inhibition of autophagy with Hh pathway either induce or inhibit autophagy depends on the administered treatments. This study highlights the importance of deciphering the exact mechanisms that control autophagy in CCA, thus leading to better treatment.