TR-Dizin İndeksli Yayınlar Koleksiyonu

Permanent URI for this collectionhttps://hdl.handle.net/20.500.12573/396

Browse

Search Results

Now showing 1 - 9 of 9
  • Article
    Türkiye’de Ataerkinin Kadın İstihdamı Tabusu: İşveren Tutumları Üzerine Bir Uygulama
    (2023) Dedeoglu, Saniye; Adar, Aslı Şahankaya
    Dünya genelinde, 1970’li yıllardan beri ihracata dayalı ekonomik modelde kadın işgücünün büyük bir öneme sahip olduğu bilinmektedir. Nitekim tüm dünyada ‘istihdamda feminizasyon’un öne çıkması da bunu doğrular niteliktedir. Bu çalışmanın amacı, Türkiye’de ihracata dayalı ekonomik modelin kadın istihdamına etkisini talep yönlü analiz edebilmektir. Bu amaç doğrultusunda Malatya, Şanlıurfa ve Adıyaman Organize Sanayi Bölgeleri’ndeki (OSB) 212 işveren/yönetici ile tarama (survey) yöntemiyle görüşmeler gerçekleştirilmiş ve ayrıca 15 derinlemesine görüşme yapılmıştır. Araştırma bulgularına göre, araştırma kentleri başta olmak üzere bölgeye yönelik sanayi teşviklerinden faydalanmak amacıyla üretim birimlerini buralara taşıyan yatırımcıların kadın istihdamı ve mevcut işgücünün en az yarısının kadınlardan oluşması konusundaki tutumlarına bağlı olarak bu bölgede kadınların çalışma yaşamına daha yüksek oranlarda katılacağı yönünde olumlu işaretler bulunmaktadır. Nitekim araştırmanın yapıldığı Malatya, Adıyaman ve Şanlıurfa bölgelerinde son on yıl içinde kadın işgücüne katılım oranlarında ve istihdam oranlarında artışlar yaşanmıştır. Yine de araştırma bölgesi özelinde istihdamın koşulları dikkate alındığında kadınların işgücüne katılımlarının artmasının gerçekte olumlu bir işaret olarak algılanması zorlaşmaktadır. İşverenlerin/yöneticilerin kadın çalıştırma konusundaki genel tutumlarına bakıldığında, bölgede ataerkil sistem ile sermaye ilişkisinin birbirlerinin devamlılığı için kurulduğu görülmüştür. Bu ilişki, kadınları evlilik ve annelik gibi sosyal ilişkiler üzerinden tanımlayarak kadınların hane içindeki konumlarını sağlamlaştırmakta ve toplum tarafından kabul edilmek için kadınlar da bu görevleri yerine getirmek amacıyla işgücü piyasasının dışında kalmaktadırlar. Öbür taraftan kapitalist birikim sistemi geçimlik aile ücretini temin etmeyerek kadınların işgücü piyasasında kayıt dışı, geçici ve düşük ücretlerle çalışmasını güvence altına almaktadır. Keza anket sonuçları ve derinlemesine görüşmelerde kadınların asli sorumluluklarının kadınları hane içinde tanımlayan ev- içi işler ile çocuk bakımı olduğu, kadınların gece vardiyalarında çalışmalarının uygun olmadığı, çocuk sahibi kadınların çalışmasının doğru olmayacağı ve kadınların çalışma yaşamına katılabilmek için aile reisinin izninin gerekliliği gibi ifadelerin işverenlerin/ yöneticilerin neredeyse tamamının görüşlerini yansıtmaktadır. Bu sonuçlar, araştırma bölgesinde kadınların çalışma yaşamına düşük katılım oranlarını açıklamak için güçlü göstergelerdir. Hepsinin de ötesinde bölgede kadın istihdamına sadece zorunlu olduğunda başvurulduğuna ilişkin genel bir tutum mevcuttur.
  • Article
    Sözlü Kültürün Elektronik Kültüre Taşınması: “Dede Korkut Hikâyeleri Üzerine Bir İnceleme”
    (2021) Akgül, Mahmut; Şimşek, Mehmet
    Mağara duvarlarına çizilen resimlerle başlayan dünya kültür hayatı yüzyıllar içerisinde çok farklı şekillere evrilmiş, milenyum çağı olarak adlandırılan iki binli yıllarla beraber insanoğlu kendini kültürel anlamda daha değişik araçlarla ifade etme yoluna gitmiştir. Avcı ve toplayıcı toplumdan tarım toplumuna geçen insanlar diğer halklarla daha fazla etkileşim içerisine girerek sözü daha fazla kullanmaya başlamıştır. Artan ticari ilişkiler neticesinde çeşitli medeniyetlerin etkisiyle önce harfler daha sonra da alfabe icat edilmiş, yazının dünya insanlık tarihine girmesiyle de sözlü ürünler kitaplarda ve diğer yazılı ürünlerde yer almaya başlamıştır. Yazıya aktarılan sözlü ürünler matbaa sayesinde kalıcılığını artırırken söyleyişten ve söyleyen kişinin farklılığından ileri gelen değişiklikler de daha az yaşanır olmuştur. Gelişen teknoloji sayesinde sonraki yıllarda radyo, sinema, televizyon gibi çok farklı araçları icat eden insanoğlu bu defa da sözlü ve yazılı ürünleri bu teknolojik araçlara aktarmaya başlamıştır. Ortaya çıktıklarında sözün ve yazının büyüleyici etkisiyle nesilden nesile aktarılan sözlü ve yazılı ürünler, televizyon teknolojisinin her geçen gün gelişmesiyle birlikte; filmlerde, animasyonlarda ve çizgi filmlerde yeniden yaratılmış, orijinal hallerine sadık kalma çabasıyla senaryolaştırılarak bütün bir toplumun özellikle de çocukların beğenisine sunulmuştur. Her ne kadar bu kültür ürünleri ilk hallerine sadık kalacak şekilde başka bir kültür türüne aktarılmaya çalışılsa da bazı dış faktörler bu çabaları yetersiz kılmaktadır. Özellikle bir eserin yazılı hali elektronik ortama aktarılmaya çalışıldığında teknolojik veya insan kaynaklı bazı dış faktörler bu iki kültür türü arasındaki aktarımları farklılaştırmakta ve eserin özgün halinde değişiklikler meydana gelebilmektedir. Bu gerçeklikten hareketle kaleme alınan çalışmada kültürel ürünlerde aktarımdan kaynaklı farklılıkların ortaya konması amaçlanmaktadır. Araştırmaya “Aruz Koca Oğlu Basat ile Tepegöz” adlı destansı hikâye ile TRT Çocuk kanalında yayınlanan “Dede Korkut Hikâyeleri Çizgi Filmi” konu edilmiştir. Vladimir Propp’un geliştirmiş olduğu yapısal çözümleme yönteminden yararlanılan araştırmada sözlü kültürden yazılı kültüre; yazılı kültürden de elektronik kültüre aktarılan Dede Korkut Hikâyeleri’nin; içerik, yapı, olay örgüsü ve karakter gibi öğelerinde aktarımdan kaynaklanan birtakım değişikliklerin olduğu sonucuna varılmıştır.
  • Article
    Kültürel Peyzajın Somut Olmayan Yönlerini Anlamak; Yaşayan Bir Kültür Olarak Kayseri'nin Kuzey Doğu Vadileri
    (2021) Yöney, Nilüfer Baturayoğlu; Kevseroğlu, Özlem; Ayataç, Hatice
    Sustaining cultural landscapes requires the conservation of socio-cultural characteristics as well as their physical manifestations. It is essential to document and conserve tangible and intangible elements of heritage in an integrated manner as cultural heritage consists of “both tangible and intangible works through which the creativity of a people finds expressions”. These include but may not be limited to social practices, daily lives, rituals, traditional craftsmanship, know-how, techniques and skills, historic places, buildings, public spaces and objects. Finding the means of understanding and safeguarding intangible cultural heritage and its transmission to next generations is vital for the preservation of tangible heritage and its characteristics. This paper reviews the development of the concepts of intangible cultural heritage and cultural landscapes, and the interrelationship between tangible and intangible cultural heritage. Their interaction opens up new approaches to cultural heritage and its conservation. The case study focuses on the cultural landscape features of Kayseri’s Northeast Valleys, Koramaz, Gesi and Derevenk, in terms of their tangible and intangible heritage elements and values. The meth odology, therefore, proposes the integrated documentation and analysis of these tangible and intangible cultural heritage characteristics. The area had a multi-cultural, ethnic and religious social structure, which shaped its elements through human-nature interaction. However, demographic changes within the last century transformed daily-life practices. The research is based on in-depth interviews with local residents, analysis of archival sources and documentation of the physical remains in the field. The results highlight the traditional crafts and production techniques as daily-life practices; some of these are still continued at the present while others are not practiced anymore. Those practiced in the recent past are carried to our day through the remembrances and accounts of the elders. The documentation of these practices forms the first step for their revival and sustaina bility for the future and provide valuable tools for the development of principles and strategies with this purpose. Understanding the physical, natural and socio+ layers of tangible and intangible cultural heritage is essential in this context. Their promotion and the inclusion of local stakeholders in the conservation process is the only solution for the integrated conservation of these cultural landscapes in terms of a living heritage approach.
  • Article
    Dijital Mekânlarda Neo-folklor: Youtube’da Transmedia Anlatım ve Kültürel Aktarım
    (2025-09-28) Şimşek, Mehmet; Turhan, Talha; Seker, Mustafa
    Çalışma, sözlü kültür ürünü olan masalların dijital kültür platformu YouTube’da yeniden üretilme sürecini inceleyerek, geleneksel anlatıcılık pratiklerinin dijital ortamdaki dönüşümünü sistematik olarak analiz etmeyi amaçlamaktadır. YouTube platformunda Türkçe masal anlatımı yapan üç ana kanal seçilmiş, her kanaldan rastgele 5 video seçilerek içerik analiz yapılmıştır. Videolar, anlatıcı profili, izleyici etkileşimi, anlatım teknikleri, mekânsal tasarım ve dijital platform özellikleri kategorileri altında incelenmiştir. Kodlayıcılar arası güvenirlik Cohen’s Kappa katsayısı ile 0,78 olarak hesaplanmıştır. Araştırma bulguları, sözlü kültürden dijital kültüre aktarılan masal anlatıcılığının geleneksel anlatı pratiklerinden önemli farklılıklar gösterdiğini ortaya koymaktadır. Anlatıcı profili açısından profesyonelleşme ve bireyselleşme eğilimi, dijital platformların anlatıcılığı ticari bir faaliyet haline dönüştürdüğünü göstermektedir. İzleyici etkileşimi geleneksel yüz yüze anlatımdan köklü farklılıklar sergilemekte, anlık tepkiler yerini zamana yayılmış yazılı geri bildirimlere bırakmaktadır. Anlatım teknikleri multimedya karaktere bürünmüş, salt söze dayalı anlatım görsel, işitsel ve teknolojik öğelerle desteklenen hibrit bir forma dönüşmüştür. YouTube platformunda üretilen masallar, sözlü kültürün korunması ve geliştirilmesi bakımından fırsatlar sunmakla birlikte, özgün bağlamlarından koparılma riski taşımaktadır. Araştırma, dijital kültürün geleneksel anlatı pratiklerini sadece teknolojik adaptasyon değil, kültürel aktarım süreçlerinin temel dinamiklerinde paradigmatik değişimler yaratarak dönüştüğünü göstermektedir. Bu dönüşüm, kültürel süreklilik ve değişim arasındaki hassas dengenin dikkatli yönetimini gerektirmektedir.
  • Article
    SÖZLÜ KÜLTÜRÜN ELEKTRONİK KÜLTÜRE TAŞINMASI: “DEDE KORKUT HİKÂYELERİ ÜZERİNE BİR İNCELEME”
    (Çocuk ve Gençlik Edebiyatı Yazarları Derneği, 2021) Akgül, Mahmut; Şimşek, Mehmet
    Mağara duvarlarına çizilen resimlerle başlayan dünya kültür hayatı yüzyıllar içerisinde çok farklı şekillere evrilmiş, milenyum çağı olarak adlandırılan iki binli yıllarla beraber insanoğlu kendini kültürel anlamda daha değişik araçlarla ifade etme yoluna gitmiştir. Avcı ve toplayıcı toplumdan tarım toplumuna geçen insanlar diğer halklarla daha fazla etkileşim içerisine girerek sözü daha fazla kullanmaya başlamıştır. Artan ticari ilişkiler neticesinde çeşitli medeniyetlerin etkisiyle önce harfler daha sonra da alfabe icat edilmiş, yazının dünya insanlık tarihine girmesiyle de sözlü ürünler kitaplarda ve diğer yazılı ürünlerde yer almaya başlamıştır. Yazıya aktarılan sözlü ürünler matbaa sayesinde kalıcılığını artırırken söyleyişten ve söyleyen kişinin farklılığından ileri gelen değişiklikler de daha az yaşanır olmuştur. Gelişen teknoloji sayesinde sonraki yıllarda radyo, sinema, televizyon gibi çok farklı araçları icat eden insanoğlu bu defa da sözlü ve yazılı ürünleri bu teknolojik araçlara aktarmaya başlamıştır. Ortaya çıktıklarında sözün ve yazının büyüleyici etkisiyle nesilden nesile aktarılan sözlü ve yazılı ürünler, televizyon teknolojisinin her geçen gün gelişmesiyle birlikte; filmlerde, animasyonlarda ve çizgi filmlerde yeniden yaratılmış, orijinal hallerine sadık kalma çabasıyla senaryolaştırılarak bütün bir toplumun özellikle de çocukların beğenisine sunulmuştur. Her ne kadar bu kültür ürünleri ilk hallerine sadık kalacak şekilde başka bir kültür türüne aktarılmaya çalışılsa da bazı dış faktörler bu çabaları yetersiz kılmaktadır. Özellikle bir eserin yazılı hali elektronik ortama aktarılmaya çalışıldığında teknolojik veya insan kaynaklı bazı dış faktörler bu iki kültür türü arasındaki aktarımları farklılaştırmakta ve eserin özgün halinde değişiklikler meydana gelebilmektedir. Bu gerçeklikten hareketle kaleme alınan çalışmada kültürel ürünlerde aktarımdan kaynaklı farklılıkların ortaya konması amaçlanmaktadır. Araştırmaya “Aruz Koca Oğlu Basat ile Tepegöz” adlı destansı hikâye ile TRT Çocuk kanalında yayınlanan “Dede Korkut Hikâyeleri Çizgi Filmi” konu edilmiştir. Vladimir Propp’un geliştirmiş olduğu yapısal çözümleme yönteminden yararlanılan araştırmada sözlü kültürden yazılı kültüre; yazılı kültürden de elektronik kültüre aktarılan Dede Korkut Hikâyeleri’nin; içerik, yapı, olay örgüsü ve karakter gibi öğelerinde aktarımdan kaynaklanan birtakım değişikliklerin olduğu sonucuna varılmıştır.
  • Article
    Milli ve Modern Köylünün Peşinde: Halkevlerinin Köy Gezileri
    (2023-02-15) Balkılıç, Özgür
    Erken Cumhuriyet Dönemi’nin yaklaşık ilk on yılı sonucunda rejimle halk ve köylüler arasındaki açıyı kapatmak üzere kurulan Halkevleri, o güne kadar genellikle dağınık cemaatler halinde yaşayan Anadolu köylülüğünden modern bir millet yaratmanın peşine düşmüş ve Türkiye’nin birçok bölgesinde kurulan bu kurum milletin özü olarak tarif ettikleri köylüyü keşfetmek ve medeni ve milli bilgiler doğrultusunda ıslah etmek için köylere geziler düzenlemişti. Ancak dönemin milliyetçi söyleminde romantik bir tarzla yüceltilen köylere düzenlenen bu geziler köy ve köylüyle gerçek karşılaşma anlarına denk düştü ve söylemsel olarak yüceltilen köylü ile var olduğu halde haliyle keşfedilen köylü arasındaki açı dönemin kadrolarına bir hayal kırıklığı olarak yansıdı. Bu makale, Kemalizm’in modern millet projesinin araçlarından birisi olarak köy gezilerine odaklanarak, Erken Cumhuriyet döneminde millet tahayyülünün köy gezileri gibi gerçek karşılaşma anlarında yaşadığı sarsıntıyı incelemekte ve köyü söz konusu milli ve modern imgeye göre dönüştürebilmek adına, köylünün içinde bulunduğu mevcut “geri” durumun tarihsel ve toplumsal kökenlerini neredeyse hiç dikkate almaksızın yapılan tavsiyelerin ve sınırlı da olsa bazı “bilimsel” uygulamaların köye ve köylüye dışsal kaldığını iddia etmektedir. Gerçekten de köy gezileri, rejim ile halkın kaynaştığı anlardan ziyade, köycü açısından yücelttikleri imgenin gerçekliğiyle karşılaştıklarında yaşadıkları bir hayal kırıklığı, köylüler açısından ise bir takım güç sahibi “dışarlılıkların” toplumsal yaşamlarına dokunmayan buyurgan tavsiye ve öğütlerinden ibaret kalmış, dolayısıyla, amaçlananın tersine rejim ve aydınlar ile köy ve köylü arasında bir sınır çekme edimine denk düşmüştür.
  • Article
    An Evaluation of the Rural Landscapes as Heritage From Habitus Perspective
    (Geleneksel Yayincilik Ltd Stl, 2024-03-19) Elagoz Timur, Bahar; Asiliskender, Burak; Timur, Bahar Elagöz
    Rural heritage areas consist of natural and built environments produced concerning local and traditional life practices, production -consumption habits, and intangible values of societies. This environment is created vernacularly using local materials and construction techniques due to the topographical features where it is built and is in contact with local users. For this reason, it is valuable to explain the meaning of vernacular architecture to understand its users and the habitus that emerges from it. Historical rural settlements, which have found their place in conservation theories over time, attract attention with their traditional and vernacular architecture.These areas, called "rural landscape as heritage" by definition developed by ICOMOS-IFLA, are accepted as a whole with their tangible and intangible components such as natural, archaeological, and architectural. Today, plenty of research is about integrated conservation issues of rural landscape heritages. The study, differently from theirs, plans to discuss the rural landscapes through habitus. It is possible to interpret the vernacular architecture produced in rural landscapes by understanding its user and the habitus in which it emerges. Moreover, there is a dynamic link between the traditional rural areas and the habitus of societies that produce and are produced by their daily lifestyles, traditions, collective memories, and histories. The habitus, which is always transformed, begins to adapt its environment to the change by this link. In this changing process, effects such as industrialization, technological developments, and globalization threaten rural landscapes to lose their authentic values. The first step in the conservation of rural landscapes lies in understanding these areas and their values and making change predictable. From this point of view, this study questions the role of habitus in the formation and life cycle of rural heritage. The research and the hypothesis created aim to contribute to the studies about sustainable living in rural landscapes by revealing the structuring effect of the habitus between the rural landscapes and their natural, built, and socio-cultural environments. In the study, the method developed from the literature to understand rural landscapes and their dynamics without studying the case is presented for use in rural landscape heritage conservation studies. Habitus connects the natural, tangible, and intangible components of rural landscapes by the balance it creates and contributes to the formation and maintenance of the spirit of place. In order to understand this balance and draw attention to holistic conservation approaches, the network of relations has been tried to be revealed in detail. Within the scope of the study, the definition of habitus was explained through the environment and practices, and its relationship with the rural landscape was conveyed through a single structure and settlement. The transition of living heritage is inevitable, but when it cannot be managed according to international regulations, the consequences will be the loss of rural heritage, which represents societies' traditional lifestyles. The proposed approach needs to be customized and re-established for each different rural landscape heritage site. Because each heritage site is unique and has its own conservation problems. It is critical to raise awareness about the effects of habitus change in rural landscapes and their management and to emphasize the importance of creating resilient rural heritage areas that can accompany change by preserving authentic values.
  • Article
    Citation - WoS: 1
    Citation - Scopus: 5
    Understanding Intangible Aspects of Cultural Landscape; Living Cultures of Northeast Kayseri Valleys
    (Geleneksel Yayincilik Ltd Stl, 2021) Kevseroglu, Oztem; Ayatac, Hatice; Yoney, Nilufer Baturayoglu; Baturayoğlu Yöney, Nilüfer
    Sustaining cultural landscapes requires the conservation of socio-cultural characteristics as well as their physical manifestations. It is essential to document and conserve tangible and intangible elements of heritage in an integrated manner as cultural heritage consists of "both tangible and intangible works through which the creativity of a people finds expressions". These include but may not be limited to social practices, daily lives, rituals, traditional craftsmanship, know-how, techniques and skills, historic places, buildings, public spaces and objects. Finding the means of understanding and safeguarding intangible cultural heritage and its transmission to next generations is vital for the preservation of tangible heritage and its characteristics. This paper reviews the development of the concepts of intangible cultural heritage and cultural landscapes, and the interrelationship between tangible and intangible cultural heritage. Their interaction opens up new approaches to cultural heritage and its conservation. The case study focuses on the cultural landscape features of Kayseri's Northeast Valleys, Koramaz, Gesi and Derevenk, in terms of their tangible and intangible heritage elements and values. The methodology, therefore, proposes the integrated documentation and analysis of these tangible and intangible cultural heritage characteristics. The area had a multi-cultural, ethnic and religious social structure, which shaped its elements through human-nature interaction. However, demographic changes within the last century transformed daily-life practices. The research is based on in-depth interviews with local residents, analysis of archival sources and documentation of the physical remains in the field. The results highlight the traditional crafts and production techniques as daily-life practices; some of these are still continued at the present while others are not practiced anymore. Those practiced in the recent past are carried to our day through the remembrances and accounts of the elders. The documentation of these practices forms the first step for their revival and sustainability for the future and provide valuable tools for the development of principles and strategies with this purpose. Understanding the physical, natural and socio+ layers of tangible and intangible cultural heritage is essential in this context. Their promotion and the inclusion of local stakeholders in the conservation process is the only solution for the integrated conservation of these cultural landscapes in terms of a living heritage approach.
  • Article
    Türkiye’de Ataerkinin Kadın İstihdamı Tabusu: İşveren Tutumları Üzerine Bir Uygulama
    (Mülkiyeliler Birliği Genel Merkezi, 2023) ŞahanKaya Adar , Aslı; Dedeoğlu, Saniye; Adar, Aslı Şahankaya
    Dünya genelinde, 1970’li yıllardan beri ihracata dayalı ekonomik modelde kadın işgücünün büyük bir öneme sahip olduğu bilinmektedir. Nitekim tüm dünyada ‘istihdamda feminizasyon’un öne çıkması da bunu doğrular niteliktedir. Bu çalışmanın amacı, Türkiye’de ihracata dayalı ekonomik modelin kadın istihdamına etkisini talep yönlü analiz edebilmektir. Bu amaç doğrultusunda Malatya, Şanlıurfa ve Adıyaman Organize Sanayi Bölgeleri’ndeki (OSB) 212 işveren/yönetici ile tarama (survey) yöntemiyle görüşmeler gerçekleştirilmiş ve ayrıca 15 derinlemesine görüşme yapılmıştır. Araştırma bulgularına göre, araştırma kentleri başta olmak üzere bölgeye yönelik sanayi teşviklerinden faydalanmak amacıyla üretim birimlerini buralara taşıyan yatırımcıların kadın istihdamı ve mevcut işgücünün en az yarısının kadınlardan oluşması konusundaki tutumlarına bağlı olarak bu bölgede kadınların çalışma yaşamına daha yüksek oranlarda katılacağı yönünde olumlu işaretler bulunmaktadır. Nitekim araştırmanın yapıldığı Malatya, Adıyaman ve Şanlıurfa bölgelerinde son on yıl içinde kadın işgücüne katılım oranlarında ve istihdam oranlarında artışlar yaşanmıştır. Yine de araştırma bölgesi özelinde istihdamın koşulları dikkate alındığında kadınların işgücüne katılımlarının artmasının gerçekte olumlu bir işaret olarak algılanması zorlaşmaktadır. İşverenlerin/yöneticilerin kadın çalıştırma konusundaki genel tutumlarına bakıldığında, bölgede ataerkil sistem ile sermaye ilişkisinin birbirlerinin devamlılığı için kurulduğu görülmüştür. Bu ilişki, kadınları evlilik ve annelik gibi sosyal ilişkiler üzerinden tanımlayarak kadınların hane içindeki konumlarını sağlamlaştırmakta ve toplum tarafından kabul edilmek için kadınlar da bu görevleri yerine getirmek amacıyla işgücü piyasasının dışında kalmaktadırlar. Öbür taraftan kapitalist birikim sistemi geçimlik aile ücretini temin etmeyerek kadınların işgücü piyasasında kayıt dışı, geçici ve düşük ücretlerle çalışmasını güvence altına almaktadır. Keza anket sonuçları ve derinlemesine görüşmelerde kadınların asli sorumluluklarının kadınları hane içinde tanımlayan ev- içi işler ile çocuk bakımı olduğu, kadınların gece vardiyalarında çalışmalarının uygun olmadığı, çocuk sahibi kadınların çalışmasının doğru olmayacağı ve kadınların çalışma yaşamına katılabilmek için aile reisinin izninin gerekliliği gibi ifadelerin işverenlerin/ yöneticilerin neredeyse tamamının görüşlerini yansıtmaktadır. Bu sonuçlar, araştırma bölgesinde kadınların çalışma yaşamına düşük katılım oranlarını açıklamak için güçlü göstergelerdir. Hepsinin de ötesinde bölgede kadın istihdamına sadece zorunlu olduğunda başvurulduğuna ilişkin genel bir tutum mevcuttur.